Devletin imkânları, makamlar ve koltuklar kimseye babasından atasından miras kalmamıştır.
Kimsenin, özellikle siyasetçilerin ve idarecilerin halkın iradesine ipotek koyma hakkı yoktur. Bu anlayış, demokrasinin temel ilkeleriyle bağdaşmayan bir tutumdur ve halkın güvenini sarsmaktadır.
Ancak kamusal mevki ve makamlar, siyasetçilerin ve idarecilerin kişisel hırsları yerine devletin teamüllerine göre ve devlet geleneği ile adil bir şekilde idare edilmesi gerekir. Bu makamlarda bulunanlarve yetki sahibi olan idareciler, kamu hizmetlerinin tarafsız ve adil bir şekilde yürütülmesini sağlamakla yükümlüdür. Bir şehrin ileriye gitmek yerine yerinde sayması veya gerilemesi, büyük ölçüde bilgi ve birikimden yoksun, özeleştiri yapmayan kişilerin yönetiminde olmasından kaynaklanmaktadır.
Bugün kentimizde görülen duraklama veya gerileme, yöneticilerin bu değerleri göz ardı etmelerinden kaynaklanmaktadır. Yöneticiler, sadece makamlarını korumak ve güçlerini artırmak için değil, halka hizmet etmek ve adaletli bir yönetim sergilemek için çaba göstermelidir.
Mertebe, makamla değil, erdemle ve adaletle yükselir. Kentlerimizin ve toplumumuzun geleceği, bu değerlere ne kadar sahip çıkabildiğimizle şekillenecektir. Halkın güvenini kazanmak ve toplumsal ilerlemeyi sağlamak için erdemli ve adaletli bir yönetim anlayışını benimsemek şarttır. Kamu yöneticileri, bulundukları makamın sorumluluğunu layıkıyla yerine getirmek zorundadır.
Bu nedenle, her bir bireyin ve özellikle kamu görevlilerinin ve siyasetçilerin bu şehir için erdemli bir yönetim anlayışını benimsemesi elzemdir.
Güç ve yetki, doğru ve adil kullanıldığında değer kazanır. İleriye giden bir toplum, ancak erdemli siyasetçiler ve yöneticilerin liderliğinde mümkündür. Bu yüzden, devletin imkânları kişisel ihtiras ve hırsın yerine, halka hizmet yolunda adil bir şekilde kullanılmalıdır.